reklam
Kelebeğin Umudu-Final Kelebeğin Umudu-Final http://duz.az/uploads/posts/2018-02/1518697329_460186-3-4-d71d6.jpg

Kelebeğin Umudu-Final

Kelebeğin Umudu-Final
Kelebeğin Umudu-Final

Kelebeğin Umudu-Final
Zehra
Doktor çıkınca Buğra yanıma yaklaştı.
"Şimdi ne yapacaksın?"
"Bilmiyorum. Üç gün sonra mahkeme var."
"Bence Umut'a söylemelisin. Bilmeye hakkı var. Belki fikri değişir."
İçeri giren halamı görünce donup kaldım. Bir bana bir Buğra'ya bakıyordu.
"Zehra kızım iyi misin?"
"İyiyim hala merak etme."
Buğra durumu anlayınca odadan çıkarken,
"Tekrar geçmiş olsun." dedi.
Buğra çıkınca halam yanıma oturdu. Elimden tutup gözlerime baktı.
"Bu adam kim?"
"Hala onu sonra anlatırım. Daha önemli bir şey söylemem lazım."
"Ne oldu kızım korkutma beni."
"Hala ben hamileyim."
"Ne güzel bir haber. Gözün aydın kızım."
"Daha şimdiden babasız kaldı yavrum."
"Dur kızım daha Umut bu durumu bilmiyor."
Kapı açıldı ve hemşire içeri girdi.
"Zehra hanım taburcu olabilirsiniz. Geçmiş olsun."
"Teşekkür ederim."
Yataktan doğrulup üstümü başımı düzenledim.
Çantamı alıp çıkacakken Şule geldi.
"Zehra iyi misin?"
"İyiyim canım korkma."
"Duyar duymaz geldim. Çıkıyorsunuz sanırım.
Bende sizinle geleyim."
"Gel canım. Benim için de iyi olur."
Şule'nin koluna girip odadan çıktık.
Koridorda yürürken Buğra'nın önünden geçip gittik.
Eve geldiğimde ise hala çok bitkindim. Hemen odama çıktım.
Şule peşimden odaya gelmişti.
"Sende bir şeyler var. Zehra hadi anlat bana."
"Ne anlatayım hayatım bir yalandan ibaret olduğunu mu?
Yoksa üç gün sonra boşanıp bebeğimi şimdiden babasız bırakacağımı mı?"
"Nasıl yani hamile misin?"
"Evet."
"Tebrik ederim canım. Ama babası öğrenirse her şey değişebilir."
"Ya değişmezse."
"Bunu denemeden bilemezsin?"
"Artık cesaretim yok."
"Bebeğin için yapmalısın."
Elimi karnıma koyup gözlerimi kapattım.
"Her şey senin için bebeğim."
Telefonu alıp Umut'u aradım.
Umut
"Senin ne işin var burada?"
"Seni görmek istedim."
"Ben sana bir daha görüşmeyeceğiz demiştim."
"Seni merak ediyorum. Nasılsın?"
"Etme merak."
"Yapma böyle ben senin için her şeyi yaparım.
Senin için organ bağışın da bile bulunurum."
"Sağol Seda. Hiç gerek yoktu."
"Gerek var. Sen yaşamalısın. Benim ile olmasan da yaşamalısın."
Elimle otursun diye işaret ettim.
Artık elimi kaldıracak kadar güçsüz düşmüştüm.
Öksürük ve boğulmalarım da artmıştı.
"Umut neden böyle yapıyorsun?"
"Ne yapıyor muşum?"
"Zehra senin yanında olursa..."
"O dediğin olmaz. Sen bu halime üzülüyorsun değil mi?"
"Evet tabiki."
"Zehra üzülmekle kalmaz benimle birlikte ölür."
"Yine de yanlış yapıyorsun. İzin ver arayıp söyleyeyim."
"Hayır olmaz."
Telefonumun sesi ile birlikte kapı açıldı. Babam telefonu getirmişti.
"Oğlum Zehra aradı. Önemli dedi."
"Baba ben konuşmak istemiyorum."
"Oğlum yapma, kız önemli dedi."
"Yok baba konuşmayacağım."
Zehra
Telefonu Ali babam açmıştı.
Neden onun açtığını anlamasam da bir an önce
Umut la konuşmak istiyordum.
"Kızım Umut konuşmak istemiyor."
"Tamam efendim."
"Dur kızım kapatma. Telefonu veriyorum."
"Alo Umut. Biliyorum çok ani olacak ama ben..."
"Alo. Alo. Umut."
Karşıdan ses gelmesini beklerken Seda'nın sesini duydum.
"Bir şey diyecektin sözün yarım kaldı. Zehra orada mısın?"
"Hiç bir şey demeyecektim."
"O zaman benim sana söyleyeceklerim var."
"Kusura bakma ben seni dinlemek istemiyorum."
Telefonu öylece yüzüne kapattım. Şule koşup boynuma sarıldı.
"Ben ne yaptım onlara. Neden canımı bu kadar yakıyorlar."
"Ağlama canım. Üzme kendini."
"Nasıl üzmem? Aylardır bir yalanın içindeymişim de haberim yokmuş!"
"Senin şimdi güçlü olman lazım. Bebeğin için."
"Sadece senin için güçlü olacağım bebeğim."
"Artık uyuma zamanı. Çok yoruldunuz."
Şule'yi dinleyip yatağa uzandım. Bebeğim de benimle üzülüyordu.
Onu mutlu etmeliydim. Benim kaderime ortak olmamalıydı.
Mahkeme günü.
Umut
"Gelebilecek misin?"
"Hayır gelemem. Normalde sürünerek olsa yine giderdim.
Ama Zehra'ya söz verdim. Bir daha yüzünü görmek istemiyorum, demişti.
Bende bir daha görmeyeceksin dedim.
Sırf sözümü tutmak için gitmeyeceğim."
"O zaman ben gidiyorum. Sonucu sana haber veririm."
"Buğra, üzülmesine izin verme."
Zehra
Taksiden inerken babamda valizleri eve taşıyordu.
Annem ile sanki yıllardır hasretmişiz gibi kucaklaştık. Çok özlemiştim onları.
"Gel kızım hadi biraz dinlen."
"Yok annem sizi özledim. Ne dinlenmesi?"
Mutfağa girince annem en sevdiğim yemeklerden yapmıştı.
Bir an durup düşündüm. Ben o adam yüzümden her şeyimden olmuştum.
Ailemden, evimden, geleceğimden...
"Kızım hadi oturalım."
"Anne canım istemiyor. Israr etmesen."
Annem zorla yemek yedirmeyi başarmıştı. Sofradan kalkınca midem bulandı.
Annem hemen peşimden geldi.
"Zehra ne oldu? İyi misin kızım?"
"İyiyim anne. Uzun yolculuk yapınca oldu sanırım."
Elimi yüzümü yıkayıp odaya geçtim. Ama annem peşimi bırakmamıştı.
"Zehra yoksa sen hamile misin?"
"Yok anne."
Söylerken sesim titremişti. Oldum olası yalan söyleyemezdim.
Hemen kendimi belli ederdim.
"Kıpkırmızı oldun kızım. Ben annenim benden saklama."
"Babam duymasın anne. Hamileyim."
Annem elini ağzına götürdü.
"Vay başımıza gelenler. Kızım şimdi ne yapacağız?"
"Hiç bir şey anne. Babası olmadan büyütebilirim."
"Sen öyle san. O bebeği duyarlarsa, doğunca elinden alırlar.
Sana birde böyle acı çektirecekler. Ah benim bahtsız kızım."
Annem ağlarken onu teselli etmeye çalıştım.
Ama dediği doğruysa ne yapacaktım.
Her şeye dayanırdım, yavrumdan ayrılmaya dayanamazdım.
"Hayır anne, bebeğimi kimseye vermem.
Onların duymasına müsaade etmeyeceğiz."
"Zehra bunu nasıl saklayacaksın?"
"Sen bana güven anne."
Odanın kapısı açılınca ikimizde susmak zorunda kaldık.
Babamın yüzünden stresli olduğu çok belliydi.
"Kızım hazırlanın çıkalım."
Zaten hazırdım, sanki nereye gidiyordum ki?
"Zehra istersen gelmeyebilirsin. Avukat gelmeyebilir dedi."
"Hayır baba, geleceğim."
Taksiye binip adliyeye yol aldık. Yine de içimde tarifsiz bir umut vardı.
Sanki Umut gelecek, her şey kötü bir rüya diyecekti.
Ama bu kendimi kandırmaktan başka bir şey değildi.
Nefret etmem gerekirken neden hala seviyordum?
Belki de beni sevmediğini kabullenemiyordum.
Beynim çok doluydu. Yorulmuştum.
Düşünmekten, üzülmekten, umut etmekten...
Daha ne kadar dayanabilirdim bu sınava?
Omuzumda bir el hissedince irkildim.
"Kızım, hadi geldik."
Taksiden inip adliyeye yürüdük. Yaşadığım duygular yüzünden titriyordum.
Onu görecek miyim diye gözüm etraftaydı.Hayat ne garipti.
Daha önce ondan davacı olduğum mahkemeye şimdi
, ondan boşanmak için gelmiştim.
Duruşma saatine az kala Buğra ve avukat geldi.
"Umut gelmeyecek."
"Buğra bu iş bittikten sonra senin ile konuşmak istediğim bir şey var."
Daha cevap alamadan babamın geldiğini gördüm.
Hemen annemin yanına oturdum. İsimlerimiz okununca içeri girdik.
Ve karşı avukat başlamıştı evliliğimizi kötülümeye.
Hakkımda o kadar şey söylüyorduki, duydukça kalbim daha çok kırılıyordu.
Ve sıra bize geldi. Hakim bana,
"Kızım tek sefer soracağım. Bu evliliğe devam etmek istiyor musun?"
Son bir kez kapıya baktım. Elim yavaşça karnıma gitti. Derin bir nefes alıp,
"Hayır, istemiyorum." dedim.
Artık hakim bizi boşamıştı. Ona karşı son umudum da bitmişti.
Gerçekler tokat gibi bir kez daha yüzüme çarpılmıştı.
Bu yaşadıklarım kabus değil, aksine apaçık gerçekti.
Bundan sonra sadece ondan nefret edeceğim.
Bebeğinden bile haberi olmayacaktı. Mahkemeden çıkınca babam taksi çağırdı.
"Siz gidin baba. Ben biraz sonra gelirim."
Babam razı olmasada annem onu ikna etmişti.
İleride bekleyen Buğra'ya doğru yürüdüm.
"Söyleyeceklerimi iyi düşün. Sakın ailene anlatma."
"Zehra bilmece gibi konuşma."
"Benim ile evlenmelisin."
"Evlenmek mi? Yo bunu yapamam.
Seni seviyorum ama, sevmediğin biriyle evlenip mutsuz olmana göz yumamam."
"Bana eş değil, bebeğime baba olur musun?"
"Zehra sen ne diyorsun? Onun zaten babası var."
"Hani nerede? Biz ayrıldık. Biz diye bir şey hiç olmamış. Lütfen bebeğim için."
"Ya ailen ne der?"
"Ankara'ya dönüp kendime yeni bir hayat kuracağım. Beni yalnız bırakma."
"Tamam Zehra zaten seni yalnız bırakmayacağım için söz verdim."
Diyince birden rengi atmıştı.
"Kime söz verdin?"
"Kendime söz vermiştim. Seni yalnız bırakmayacağıma dair."
Konuşmamız bitince eve geçtim. Annem etrafımda dönüyordu resmen.
Ama yapacaklarımı duysa bana çok kızardı.
Ya babam beni evlatlıktan reddederdi.
Ama ne bu şehirde ne de bu evde kalmaya yüzüm yoktu.
Ben ailemi çoktan kaybetmiştim.
O adam hayatıma girdiği anda her şeyimi yok etmişti.
"Anne ben uyuyacağım iyi geceler."
O gece sabaha kadar uyanmadım.
Kahvaltı mı yaptıktan sonra odaya geçip valizimi topladım.
"Hayırdır Zehra nereye?"
"Ankara'ya gidiyorum."
"Biraz kalsaydın."
"Kalamam baba. Burda düzelemem."
Annem gözü yaşlı bana bakıyordu. Gitme diyemiyordu.
Son kez ona sımsıkı sarıldım, kokusunu aklıma kazıdım. Ve yola çıktım.
Ankara'da bir kaç gün sonra.
"Tüm işlemler tamam. Evi de tuttum. Sadece bir saatimiz kaldı."
"Tamam."
"Zehra, hala vazgeçebiliriz."
"Vazgeçemem."
"Hazırsan evlendirme dairesine gidelim."
Araba ile evlendirme dairesine geçtik. Bekle odasında beklemeye başladık.
Sıra bize gelmişti. O sıra Buğra'nın telefonu çalıyordu.
"Zehra sen içeri geç. Ben konuşup geliyorum."
Salona girince masaya oturdum. Şule ve arkadaşı da yeni yetişmişti.
Şahit koltuğuna geçtiler. Nikah memuru gelince hemen oturdu.
Buğra hala ortalıklarda yoktu.
"Damat bey yok mu?"
"Gelir birazdan efendim."
Buğra içeri girince morali çok bozuktu. Hemen yanıma oturdu.
Nikah memuru nikaha başladı.
"Zehra hanım Buğra beyi eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Diye sorunca, boğazım düğümlendi. Cevap vermeye dilim varmadı.
Memur bana bakınca
"Evet."
Buğra kulağıma eğilip,
"Vazgeç."
Kafamı salladım. Memur şimdi ona soruyordu.
"Buğra bey, Zehra hanımı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
Bana bakıyordu. Hala vazgeçmek için ikna etmeye çalışıyordu.
Sonra memura cevap verdi.
"Hayır, bunu yapamam."
"Neden yapamazsın?"
"Çünkü Umut seni seviyor. Biz sana yalan söyledik. Umut çok hasta, ölüyor.
Bizim burada ne işimiz var. Durumu ağırlaşmış, yürü Zehra.
Seni Umut'a götüreceğim. Geç olmadan ona yetişmelisin."
Zehra
Seni Umut'a götüreceğim. Geç olmadan ona yetişmelisin."
Ben Buğra'nın evet demesini beklerken,
"Çünkü Umut seni seviyor. Biz sana yalan söyledik.
Umut çok hasta, ölüyor. Bizim burada ne işimiz var.
Durumu ağırlaşmış, yürü Zehra. Seni Umut'a götüreceğim.
Geç olmadan ona yetişmelisin." hiç istemediğim şeyler söylemişti.
"O iyi mi? Yaşıyor mu?"
"Bilmiyorum Zehra."
Gelinliği yanlarından kaldırıp koşmaya başladım.
Nikah salonundan çıkınca Buğra peşimden gelmişti.
"Zehra arabaya bin."
Ağlamaktan gözümün önünü göremiyordum.
Şule koluma girip arabaya götürdü.
Yol gözümde uzadıkça uzuyordu.
İçimi yakan, kavuran ateş saat geçtikçe daha da büyüyordu.
Ben nasıl onu anlayamamıştım. Nasıl onu terk etmiştim.
Buğra bana her şeyi anlattıkça kahroluyordum.
O ölürken ben başkasıyla evlenecektim.
O hayata veda ederken ben devam edecektim.
'Allah'ım ne olur onu bize bağışla.'
Dualarım, göz yaşlarım, yakarışlarım onun yaşaması içindi.
O ölürse bende ölürdüm.
Hastaneye gelince hemen indim. Deli gibi koşuyordum.
Bir yandan da herkese onu soruyordum.
"Umut'u gördünüz mü?"
"Umut. Nerdesin?"
Hastanenin içinde bağırıyordum.
Etrafımdaki insanlar garip garip bana bakıyorlardı.
Sonra dikkatimi bir şey çekti.
"Neden herkes siyah giymiş?"
Kimse cevap vermiyordu. Umut'un annesi kapıya yaslanmış ağlıyordu.
"Umut'um..."
"Ne oldu anne? Umut nerede?"
"O öldü kızım."
Sonra kapı açıldı. Sedyenin üstünde biri yatıyordu.
Üzerini beyaz çarşafla örtmüşlerdi. Yavaşça yaklaştım, yüzünü açtım.
Umut cansız bir şekilde yatıyordu.
Dizlerimin üstüne çöküp bağırmaya başladım.
"Umut..."
Yüzümü tutan kişiyi görünce ne olduğunu anlamadım.
"Zehra iyi misin? Sanırım rüya görüyordun."
Ağlayarak Şule'ye sarıldım. Neyse ki gördüğüm şey kabustan ibaretmiş.
"İyiyim. Ne kadar kaldı?"
Buğra arkasını dönerek,
"Az kaldı. Merak etme yetişeceğiz." benimle konuşuyordu.
Karşıdan gelen aracı görünce bağırmaya başladım.
"Buğra önüne bak!"
En son Buğra üzerimize gelen arabadan kaçmak için
direksiyonu başka yöne kırmaya çalışıyordu.
Şule
Uyanmaya çalışıyordum. Başım çok ağrıyordu.
Gözümü aralamaya çalışınca Zehra'yı gördüm.
"Zehra uyan. Zehra aç gözlerini."
Zehra'dan ses çıkmıyordu. Sonra Buğra'ya baktım.
Yerinde yoktu. Zorla kapıyı açtım. Dışarıda bir araba vardı.
Onlarda başka bir yöne savrulmuştu.
Telefonumu buldum ve ambulansı aradım.
Buğra'yı aramaya başladım. İleride yatan birini gördüm.
"Buğra."
Yüzü kanlar içindeydi. Elimi nabzına götürdüm. Çok zayıftı.
Sonra nefesini kontrol ettim.
Atmıyordu. O an panikle bağırmaya başladım.
"Kimse yok mu?"
Duyduğum araba sesiyle arkama baktım.
Kazayı gören adam bana doğru koşuyordu.
"Hanımefendi, iyi misiniz?"
"Arkadaşlarım kötü. Buğra'nın kalbi atmıyor."
Eliyle kontrol etti.
"İlk yardım biliyorsanız, kalp masajı yapın hemen."
Ellerimi birleştirip masaj yapmaya başladım.
Kan ter içinde kalmıştım. Adam diğerlerini kontrol etmeye gitmişti.
"Bu araçtaki bayan yaşıyor."
Buğra'nın kalbi atmaya başlamıştı.
"Buğra'da yaşıyor."
Kalbine kapanıp,
"Şükürler olsun yaşıyorsun."dedim.
Diğer araç sahibi uyanıp arabadan çıkmıştı.
Uzaktan da ambulans ve siren sesleri geliyordu.
Ambulans durunca sağlık görevlileri indi.
"Arabada arkadaşım var, hamile. Lütfen Buğra'nın da kalbi durdu.
Kalp masajı yaptım."
Titremekten konuşamıyordum. Sağlık görevlisi yanıma gelip,
"Sakin olun. Sanırım şok geçiriyorsunuz."
Gelen ambulanslara binip yola çıktık.
Beni başka bir odaya götürüyorlardı.
"Arkadaşlarım nasıl?"
"Merak etmeyin. İlgileniyorlar."
Alnıma dikiş atılıyordu. Bitince yerimden kalktım.
Zehra'yı aramaya başladım. Zehra'nın odasını öğrendim.
Kapının önü kalabalıktı.
"Zehra iyi mi?"
"Kızım sen Şule'sin değil mi?"
"Evet teyze. Zehra nasıl?"
"Bilmiyorum kızım doktor içeride."
Bir kaç dakika sonra doktor dışarı çıktı.
"Doktor arkadaşım nasıl?"
"Zehra hanım gayet iyi."
"Ya bebeği yaşıyor mu?"
O an annesi ve babası şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Evet ikiside çok iyi. Hatta görebilirsiniz."
Ağzımdan kaçırdığım şeyin pişmanlığıyla içeri girdik.
"Zehram nasılsın?"
"İyiyim anne."
Babası uzaktan bakıyordu.
Çok sinirli bir adam olduğunu biliyordum.
"Zehra ne zamana kadar saklayacaktın?"
"Neyi baba." Derken bana bakıyordu.
Dudağımı ısırıp 'beni affet' dedim.
"Neyi olacak! Dede olduğumu."
Diyerek gülmeye başladı.
Onlar bu sevinci yaşarken ben odadan çıktım.
Buğra'nın yanına gittim. Odada kimse yokken yanına girdim.
"Bir an seni kaybettim diye çok üzüldüm."
Uyuyordu. Tüm vücudunda kablolar vardı.
"Merak etme sana duygularımı söylemeden ölmeye niyetim yok."
Sesini duymamla arkamı döndüm. Tebessümle bana bakıyordu.
Ben de aynı şekilde tebessüm ettim.
Buğra
Ameliyattan sonra kendime gelince ilk Zehra'yı sormuştum.
"Baba o bilmiyor değil mi?"
Babamın yüzünde uyandığım içim sevinç vardı.
Ama Zehra'yı sorunca gözlerini kaçırmıştı.
"Zehra'ya söylediniz değil mi?"
"Evet oğlum. Buğra her şeyi söylemiş."
"Ah Buğra. Peki nerede Zehra?"
"Oğlum Zehra burada."
Onun burada olduğunu duyunca heyecanlanmıştım.
"Neden gelmedi? Nerede?"
"Gelemez oğlum. Gelirken yolda kaza geçirmişler.
Ama korkma durumları iyi."
Yerimden kalkmaya çalışınca dikişlerim sızlamıştı.
Babam eliyle omuzuma çöktü.
"Kalkma yerinden. Zehra düzelsin gelir."
"Olmaz görmem lazım."
Ortalığı ayağa kaldırmıştım ki içeri Zehra girdi.
Beni görünce ağlamaya başladı. Bende ağlıyordum.
Hem de hıçkıra hıçkıra...
"Zehra'm özür dilerim. Affet beni."
Babam ve annem odadan çıkmışlardı.
Zehra yanımdaki sandalyeye oturdu.
"Sen yaşıyorsun ya ben her şeyi unuttum.
Artık yaşamak için bir umudum var."
"Sen geldin ya artık benimde bir umudum var."
"Umut aslında ikimizinde yaşaması için başka bir nedeni var."
Anlamsızca yüzüne baktım. Elini karnına götürüp,
"Umudumuz şu an içimde. Ama bir kaç ay sonra aramızda olacak."
"Yoksa sen hamile misin?"
"Evet."
"He heyt.! Ben baba oluyorum."
"Sus Umut. Burası hastane."
Elimi sevinçten ellerine uzattığım an çekti.
"Üzgünüm Umut. Aramızda bebekten başka bir bağ yok. Biz boşandık."
"O zaman bebeğimin annesi, hayatımın küçük kelebeği benimle evlenir misin?"
"Her kelebeğin böyle bir Umudu olsa keşke. Tabiki evet."

Müəllif :Buket Emlik

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
486 465 522 469 478 519

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.