reklam
Kelebeğin Umudu (15.Bölüm) Kelebeğin Umudu (15.Bölüm) http://duz.az/uploads/posts/2018-02/1517750173_qizilgul.png

Kelebeğin Umudu (15.Bölüm)

Kelebeğin Umudu (15.Bölüm)
Kelebeğin Umudu (15.Bölüm)

15.Ayrılık çok zormuş
Zehra
Yürüyordum, etrafımı görmeden, yalvaran Umut'u duymadan..
Evin bahçe kapısına kadar gelmiştim.
Adımımı atarken kolumu sıkıca kavrayıp beni durdurdu.
"Yalvarırım gitme. Ben seni çok seviyorum."
Gözlerimden akan yaştan, yüzünü seçemiyordum.
"İstediğin oldu. Daha ne istiyorsun benden!!"
Elindeki günlüğü uzatıp son sayfaları yırttı.
"Hepsi kızgınlıkla yazılmış şeyler Zehra."
Yerdeki sayfalardan birini eğilip aldım. Yazıyı ona göstererek;
"Bunu sen yazdın değil mi?"
"Evet ben yazdım. Ama.."
Elimle susturup devam ettim. "Burada yazanlar gerçek oldu ama.
Sen beni kendine aşık ettin. Ve duygularımla oynadın.
Ben sana saf duygular beslerken sen benimle dalga geçiyordun.
Doğru söyle çok eğlendin mi?"
"Zehra affet ne olur. Ben sana çok kızgındım. Hayatımı mahvettiğini düşündüm.
Ama seni tanıdıkça sana aşık oldum."
"Şimdi anlıyorum beni nasıl kandırdığını. Günlüğü okuyup hakkımda her şeyi öğrendin.
Sonra koz olarak kullandın????"
"Evet öyle yaptım. Ama pişmanım. Ne olur gitme.."
Babam ve annemin yanımıza gelmesi ile Umut'u bırakıp arabaya bindim.
Oturduğum kapıyı kilitledim. Umut kapıyı açmak için uğraşmıştı.
"Baba götür beni buradan."
Hızlanan arabanın arkasından koşan Umut'a dikiz aynasından bakmıştım.
Evden uzaklaştıkça Umut ta geride kalmıştı. Son kez dizlerinin önüne çökmüştü.
Giderek o halini de görmemeye başlamıştım.
Ağlayan gözlerim şimdi kendini zor güç tutmuştu.
Yol boyunca ağzımı bile açmamıştım.
Ayrılalı bir kaç dakika olmasına rağmen özlemiştim.
Sonra kendime 'Hala mı onu seviyorsun Zehra!' diye kızmaya başladım.
Aniden duran arabayla eve geldiğimizi anlamıştım.
Benden önce arabadan inen annem, koluma girerek beni indirdi.
Kapıyı açan babam girmişti önce eve, son biz.
Annem beni hemen yatağıma yatırmıştı. Üzerimi örtüp sonra odadan çıkmıştı.
Sarıldığım yastık bile o kokuyordu.
Bu odada onun nefesi, onun sesi yankılanmıştı daha önce..
Daha fazla tahammül edemeyip Emre'nin odasına geçtim.
Belkide bu evde onun girmediği tek yer burasıydı.
Bitkin kalmış bedenimle yatağa uzandım.
Gözlerimi yumar yummaz yüzü gözümün önüne gelmişti.
Hayalini görmek istemezken şimdi de sesini duyuyordum.
Aklımı kaçırdığımı düşündüğüm an yerimden fırladım.
Silüeti hayaldi ama sesini hala duyuyordum.
Ellerimi kulaklarıma götürüp sıkıca kapattım. Sesi azda olsa kesilmişti.
"Yoksa gerçek miydi?"
Kulaklarımı açıp kapıyı dinledim.
"İzin verin Zehra'yı göreyim."
"Git evimden yoksa polis çağıracağım."
Soluğu kapının önünde almıştım. Babam yaka paça dışarı atmaya çalışıyordu.
Umut ise babama direniyordu.
"Baba.. Dur!"
O an herkes sessizliğe bürünmüştü.
"Zehra!"
Hayatımın değiştiği o yağmurlu gün...
Evet arkadaşlar oylar ve yorumlar ellerinizden öper...
Şimdiden bir sepet dolusu teşekkürler...
Babamın ikazına aldırış etmeden Umut'a doğru yürüdüm.
"Senin yüzünü ve sesini duymak istemiyorum git buradan!"
Diye haykırırken ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Gözleri ağlamaktan kızaran Umut'a göz ucuyla bakmıştım.
Bu halini görünce içim cız etmişti.
Bu acıyı bir daha hissetmemek için olabildiğince gözlerimi kaçırıyordum.
"Beni dinleyene kadar burdayım."
Elimle göğsünden itip dışarı çıkardım. Sendeleyince kapanan kapıya yetişememişti.
Fakat bir kaç saniye sonra kapı şiddetle dövülmeye başlamıştı.
"Zehra aç kapıyı! Zehra beni dinlemek zorundasın."
Sesini duydukça seven tarafım ağır basıyordu. Şöyle de bir gerçek vardı ki artık ondan nefret ediyordum. Bana yaptıklarını düşünerek "Git buradan! Artık seni dinlemek istemiyorum."
"Beni dinleyene kadar buradayım.!"
Dediklerini duymamazlıktan gelip odama çıktım. Babam ise sinirden küplere binmişti.
Annem onu sakinleştirmeye çalışsa da, babamın öfkesi dinmiyordu.
Yatağın içine oturup bir yandan babamın, öfke ile savurduğu lafları dinliyor, bir yandan da ağlıyordum.
Titreyen telefonumu elime alırken içimi çekiyordum. Ağlamaktan nefesim kesiliyor gibiydi.
"Beni dinleyene kadar burdayım."
Mesajı okur okumaz yataktan çıktım. Perdenin arkasından etrafa bakacaktım.
Cesaretimi toplayıp derin bir nefes aldım. Perdenin arkasından başımı uzattım.
"Orda işte.."
Penceremin karşısında kocaman bir ağaç vardı.
O ağacın, altındaki kaldırımda oturuyordu.
Gördüğüm an kendimi geri çekip duvara yaslandım. Böyle yaptıkça daha çok üzülüyordum. Cesaretimi toplayıp bir kez daha perdenin arkasına geçtim.
Eğik başı bir anda pencereme doğru yöneldi.
Sanki gözlerimin içine bakıyor gibiydi. Sanki beni hissediyordu.
Bir kaç saniye sonra telefona yine bildirim gelmişti.
Mesajı açmaya korkuyordum. Titreyen elimi durdurmak için tembih ediyordum.
Mesaj kutusunu açınca; "Ordasın seni hissediyorum." yazıyordu.
Okuduğum mesaj ile elim ayağım buz kesmişti.
Nefesim göğsüme sıkışmış gibi çıkmıyordu.
Adım atacak halim kalmasa da perdenin arkasında tekrardan belirmiştim.
İçeriden gelen seslerle babamın durumu bildiği anlamıştım.
"Git ne olur git." Diye söylenmiştim.
Kararan hava ile birlikte odada kararmıştı.
Sokak lambasının loş ışığı bir parça odaya düşüyordu.
Bu sayede ışık yakmaya gerek yoktu.
Tekrar yatağa geçtim. Bu sefer uzanmıştım. Evde ki sesler kesilmişti.
Babam sonunda sakinleşti diye düşünmüştüm.
Sonra gözüm tavanda dans eden ışıklara çevrilmişti.
Mavi, kırmızı hatta iki rengin karışımıyla mor ışık oluyordu.
Anlam veremediğim ışığın nereden geldiğine bakmak için pencereden dışarı baktım.
Bir polis arabası tam da Umut'un önünde durmuştu.
İçinden inen iki polis memuru ile bir şeyler konuşuyorlardı.
Az sonra yanlarında babam belirmişti. Dışarı çıkmak için hemen koştum. Kapının önüne geldiğimde Umut çoktan arabaya binmişti.
"Baba ne oluyor?"
"Onu götürüyorlar."
Araba hareket etmeden konuşmak için hamle yapmışken babam engel olmuştu.
"Gidersen hakkımı helal etmem."
Bu sözün ardına giden arabanın arkasından ağlamaklı bakıyordum.
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Omzuma binen ağırlıkla bedenim kendini salıvermişti.
Yere düşünce annem korkuyla feryat etmişti.
Herkesi duyuyordum ama cevap veremiyordum. Göz kapağımı açmak için uğraşıyordum.
Fakat buna bile gücüm yetmemişti. Vücudum sanki solmuş çiçek gibi cansız kalmıştı.
Öylece kıpırdamadan yatıyordum.
Babam beni kucaklayıp eve taşıyordu. Bir yere uzattığını hissetmiştim.
Burnuma ise hafiften kolonya kokusu gelmişti. Düzeldiğimi düşünüp göz kapağımı tekrardan aralama çalışmıştım. Her yer bulanık ve grimsi bir renkteydi. Görmek için bir kaç kez gözlerimi açıp kapatmıştım.
Her şey netleşmişti. Vücudumu da artık hissetmeye başlamıştım.
Kulağıma dolan uğultu sesleri yerini annemin sevinç çığlığına bırakmıştı.
"Allah'ım şükürler olsun."
Babam ise çoktan dualar ediyordu. Halsiz olsamda kalkmaya çalışmıştım.
"Dur kızım biraz dinlen."
"Odama gitmek istiyorum anne."
Dediğime itiraz etmeden odaya götürmüşlerdi.
Hiç olmadığı kadar uykum gelmişti.
Yatağa girdiğim anda gözlerim kendiliğinden kapanmaya başlamıştı.
Yavaş yavaş uyku alemine geçiş yapıyordum...
Pencereyi zorlayan rüzgar, zorla pervazları açmıştı.
Uçuşan perde sağa sola savruluyordu.
Buz gibi hava ve korkutucu sesler yüzünden başımı yorganın altına gizlemiştim.
Sesten anladığım üzere yağmur yağıyordu.
İrkilerek uyanınca kabus gördüğümü anlamıştım.
Kan ter içinde düzensiz nefes alıp veriyordum.
Pencereye baktığımda kapalıydı ama dışarıda yağmur yağıyordu.
Ürkek adımlarla cama yaklaştım. Perdeyi aralayıp gökyüzüne baktım.
Rüyadaki gibi olmasada fırtına vardı. Gözüm kaldırıma kayınca onu görmüştüm.
"Umut.."
Bu soğukta yağmurun altında bekliyordu. Üstü başı sırılsıklam olmuştu.
Üşüdüğü için ceketine sıkıca sarılıyordu. Muhtemelen şuan titriyordu.
Yastığın altına bıraktığım telefonu alıp mesaj bölümüne girdim.
"Git artık.."
Mesaj ulaşınca başını yukarı kaldırmıştı.
Karaklıkta bile yüzünün güldüğünü hissetmiştim.
"Gitmem. Beni dinleyecek misin?"
"Çok soğuk."
"Güneşimi kaybettim ondandır. Konuşmak istiyorum.
"Git! Ayrıldık ve bitti."
"Gitmiyorum Zehra! Ayrılmak o kadar kolay mı?"
Cevap verememiştim. Olduğum yerde öylece bekleyip kalmıştım.
Sadece kendi kendime "Ayrılık çok zormuş.." diye söylenmiştim
Son attığı mesaja cevap vermeden telefonu bir kenara bıraktım.
Yağmurun kesilmeyeceğini anlayınca battaniye alıp dışarı çıktım.
Saçlarından aşağı akan sular yüzünden süzülüp yere damlıyordu.
Ona doğru yürüdüğümü hissedince başını kaldırdı.
Yüzüne bakmamak için elimdeki battaniyeye bakmaya devam ettim.
Ayağa kalkmak için uğraşınca sendeledi. Ona uzanmak isteyince kendimi dizledim.
Kendi toplayınca battaniyeyi uzatım.
"Zehraaa.."
"Sus al şunu ve git buradan."
Battaniyeyi alınca geri döndüm. Gitmemem için her yolu deniyordu.
"Tamam Zehra dur. Bir kez dinle söz daha seni rahatsız etmeyeceğim."
Son adımı atmadım. Geri döndüm.
"Tamam son kez dinleyeceğim."
onuşmak için yaklaşırken titriyordu. Ayaklarını zar zor atıyordu.
Sonra gözümün önünde birden yere yığıldı.
O an ne yapacağımı bilemedim. Yanına oturup bir kaç kez onu sarsdım.
Ama hiç kıpırdamıyordu. Sonra bir araba yanımızda belirdi.
"Ne olur yardım edin."
Diye çırpınırken Fatma ablanın eşi Ahmet abi olduğunu farkettim.
"Sakin olun Zehra hanım."
Umut'u kucaklayıp arabaya taşıdı. Onlarla arabaya bindim.
"Hastaneye gidiyoruz Zehra hanım."
Hastaneye doğru yol alırken gözümde ki yaşı saklamaya çalışıyordum.
Umut'un yüzüne dokununca neredeyse elim yanacaktı.
Ateşi çıkmıştı ve titriyordu. Bir yandanda adımı sayıklıyordu.
"Zehra.. Zehra.."
Ona kızgın olduğum halde bu haline dayanamıyordum.
Yine de bana yaptıklarını affettiremezdi.
"Zehra hanım geldik."
İkazı ile hastaneye ulaştığımızı gördüm. Umut'u sedye ile götürürken bende arkalarından ağlayarak gidiyordum.
Yatağa aldıklarında serum takıyorlardı. İğneyi hissetmiş olacakki yüzü buruşmuştu.
O an sanki benim de canım yanmıştı. Onun acısını içim derinliklerinde hissetmiştim.
"Zehra hanım biraz oturun lütfen. Umut bey şimdi daha iyi."
"Sağol Ahmet ağabey."
Gösterdiği berjere oturdum. Benim kıyafetlerimde ıslak olduğu için üşüyordum.
"Buyrun Zehra hanım."
Sıcak bir çay fincanını uzatınca hiç düşünmeden almıştım.
İçtikçe az da olsun içim ısınmıştı.
"Teşekkür ederim."
Kollarımı bağlayıp koltuğa başımı yasladım. Umut'u izlerken içim geçmişti.
Omzuma dokunan elle sıçradım. Kalkıp kendime çeki düzen verdim.
"Kusura bakmayın Zehra hanım. Umut beyi eve götürüyoruz."
Umut yarı baygın yatakta oturuyordu.
"Ama iyi görünmüyor."
"Kendisini ikna edemedik. Eve gitmek istiyor."
Bir kez de ben konuşmak için yanına gittim.
"Hala iyileşmedin. Eve gitmiyorsun!"
Kesin bir dille onu ikaz ettim. Fakat keçi gibi inatçıydı.
"Ahmet bey beni eve götürün."
Kalkıp ayakkabılarını giymek istedi. Ama ayakta duracak kadar hali yoktu.
Yardım etmek istesemde görmezden geldim.
Ahmet ağabeyin yardımıyla yürümeye başladı. Arabanın arka koltuğuna oturdu. Gözlerini açacak gücü bile kalmamış uyukluyordu.
"Zehra hanım siz gelmiyor musunuz?"
"Yok ben eve geçeyim artık."
Ama Umut bey çok kötü onu bu halde mi bırakacaksınız?"
Hayır vicdansız biri olmayı şuan çok isterdim. Ama ben öyle biri değildim.
Arka koltuğa oturdum. Ama aramıza bir kişi daha sığardı.
Araba ilerledikçe Umut uykuya dalmıştı.
"Böyle uyuması normal mi?"
"Evet Zehra hanım. Doktor aldığı ilaçlar uyku yapar dinlensin dedi."
Başımı cama yaslayıp etrafa bakıyordum.
İçimden 'Keşke bana bunları yapmasaydı.' diye geçiriyordum.
Sonra omuzumda bir ağırlık hissettim.
Başımı çevirince Umut bana yaslandığını gördüm.
İtelemek istesemde başı geri düşüyordu.Başı tekrar cama çevirdim.
O yöne dönünce kokusu ta ciğerlerime doluyordu.
Bu kokuyu hafızamdan silmek isterken her seferinde
daha derinlere işliyordu.
Başka bir yöne gittiğimizi farkedince,
"Ahmet ağabey nereye gidiyoruz?"
"Umut beyin evine."
Diyince hemen,
"Hayır eve gidelim. Orası olmaz."
diye karşı çıktım.
"Emine hanım görürse telaşlanır. Umut bey böyle istedi."
O eve gitmek istemiyordum. Orası benim anılarımla doluydu.
Umut'u tekrar iteledim ama vantuz gibi yapışmıştı. 'Koca kafa ne olacak!'
Diye söyleniyordum.
Zaten araba siteye ulaşmıştı bile. Otoparka girmeden araba durdu.
"Umut uyan!"
Gözlerini zor açarak bana masumca baktı. Onun bu hallerine artık kanmayacaktım.
"Hadi iniyoruz."
Önce ben indim. Koluma girdi ve arabadan indi. Siteye doğru yürüyorduk.
Asansöre ulaşınca düğmeye bastım. Zemin kata gelince kapılar açıldı.
Önce o geçti. Sırtını yasladı. Ben binince düğmeye bastım.
Yüzümü kapıya çevirdim. Eliyle beni kendine çevirdi. Kendimi geri çekip,
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
Dedim. Ve onu iteledim. Ama neredeyse yere düşecekti.
Kollarının altından onu tuttum.
"Başım dönüyor diye tutunmuştum."
Diyince onu itelediğim için pişman olmuştum.
"Tutun bana."
Asansörden inip kapıya kadar taşıdım. Cebindeki anahtarı çıkarıp uzattı.
Kapıyı açtım. Umut tutunarak içeri girdi.
Ben ise kapının önünde öylece duruyordum.
"Gelmeyecek misin?"
"Şey ben gitsem iyi olacak."
"Lütfen içeri gir. Hani konuşacaktık. Hem hala üşüyorum sıcak bir çorbaya ihtiyacım var."
Çekinerek içeri girdim. Bu eve girmek beni biraz kötü etmişti.
Umut salona geçip koltuğa uzandı. Bende mutfağa geçtim.
Çorba pişene kadar mutfaktan hiç çıkmadım.
Çorbayı tepsiye koyup salona geçtim. Umut çoktan uyumuştu.
Üzerine bir şeyler örtmek için odamıza gittim.
Gözüm dolaplara kaydı.
Kapağını açtığımda kıyafetlerimizin hala yerinde olduğunu gördüm.
Gözlerim dolmuştu. Sonra bir hışımla kapakları kapattım.
Ama burnuma onun kokusu gelmişti.
Kapağı yavaşça tekrar açtım. İlk önce tişörtü gözüme çarptı.
Elime aldım burnuma götürdüm. Kokuyu içime çekecekken,
"Aferin Zehra! Böyle devam et!" diye kendimi azarladım.
Tişörtü fırlatıp sertçe kapağı kapattım.
Battaniye alıp Umut'un yanına geçtim. Uyanmış ve çorbasını içiyordu.
Beni görünce gülümsedi.
"Gittin sandım."
"Gideceğim."
"Daha konuşamadık."
"Konuşacak bir şey yok!"
"Dinlemek zorundasın!
Diyip koluma yapıştı. O kadar sıkıyordu ki kolum acıyordu.
"Kolumu acıtıyorsun."
"Özür dilerim. Benim içimde çok acıyor. Ne olur beni dinle."
İkna olup koltuğa oturdum.
"Teşekkür ederim Zehra."
Sonra telefonu çalmaya başladı. Arayanı görünce yüzü birden asıldı.
"Kim arıyor?"
"Şey baban.."
Diyince yerimden fırladım.
"Aç hemen!"
Elinden alıp açtım sesi dışarı verdim.
"Zehra'nın senin yanında olduğunu biliyorum. Hemen eve gelsin.!"
Babamın bağırmasıyla korkuya kapıldım. Telefon kapanınca elimden bir kenara attım.
Kapıya doğru koşmaya başladım. Kapı açacağım sırada Umut kolumdan yakaladı.
Önüme geçti
"Gitme! Gidersen bir daha gelmezsin."
Ellerini itip kapıyı açtım. Ama geri kapattı.
"Gidemezsin bırakmam!"
Gitmek için çırpınsam da beni bırakmıyordu.
Onu dinlersem inanırdım. Kalbim yumuşardı.
Belki de affederdim. Bu yüzden gitmeliydim
"Gidemezsin bırakmam." Eliyle kapıya sıkıca bastırıyordu.
"Bırak gideyim. Kalırsam kötü olacak."
"Zehra gidersen yaşayamam."
"Umut, bırak şimdi gideyim daha sonra seni dinlemek için geleceğim."
Ellerini serbest bırakıp kapıyı araladı.
Gitmek için acele ettim ama her seferinde bir şekilde beni engelliyordu.
"Sen gelmezsen ben gelirim."
Arkamı dönüp son kez baktım. Söyledikleri bitince koşarak oradan uzaklaştım.
Yoldan taksi çevirip eve geçtim. Kapının önüne gelince zile bastım.
Aslında korkudan titriyordum. Babamın ne diyeceğini bilemiyordum.
"Nerdesin Zehra? Baban sabahtan beri barut gibi."
Annemin telkin edici sözleri içimi iyice kararttı.
İçeri girip girmemekte tereddüt ederken babamın kükremesini duydum.
"Kimmiş gelen?"
Dudaklarımı ısırıp, korkudan parmak uçlarında yürüyordum.
Odaya kafayı uzattığım da arkası bana dönük volta atıyordu.
Derin nefes alıp odaya ilk adımımı attım.
Babam arkasını dönünce göz göze geldik. Gözleri sanki ateş kusuyordu.
"Seni bir kez affettim. Ama sen beni pişman ettin."
"Baba bu ağır sözleri hakedecek ne yaptım?"
Tam elini kaldırıp vuracağı an annem araya girdi.
"Ne yapıyorsun bey? Biricik kızına mı vuracaksın?"
Babam ellerini indirip arkasını döndü.
"Kızın sabahtan beri o adamın yanında! Birlikte arabaya binip gittiler.
Saatlerdir ona ulaşmaya çalışıyorum. Ama kızın o adamın telefonuna çıkıyor."
"Baba o ıslanmıştı. Ben onu hastaneye götürdüm."
"Sus! Her ne sebepten olursa olsun o adamdan uzak kalamayacaksın.
Bu yüzden seni buradan gönderiyorum. Yoksa hayatımda kızım diye biri olmayacak."
Ağlayarak anneme sarıldım. Babamın öfkeden gözü dönmüştü.
Annem de sesini çıkaramıyor, sadece ağlıyordu.
"Nereye göndereceksin baba?"
"Halanın yanına gideceksin."
Karşı çıkmak için cesaret edemedim.
Bir kere beni hayatından silerse daha yüzüme bakmazdı.
"Odana git eşyalarını topla."
Emre itaat edip odama geçtim. Dolabı açmaya elim varmadı.
Gideceğim yer belliydi ama ya zaman? Ne kadar kalacaktım?
Belki de bir daha hiç dönemeyecektim.
Bunları düşündükçe beynim düşüncelerle boğuşmaktan yenik düşmüştü.
Dolaba dokunmadan yatağa uzandım.
Gözlerimi tavana dikince onun yüzü gözümün önüne geldi.
Yataktan fırlayıp pencereye koştum. Pencereyi sonuna kadar aralayıp havayı içime çektim.
Ama sokaklar bile onun kokusuyla doluydu sanki.
Daha bu sabah karşı kaldırımda oturuyordu.
Şimdi ise ben ondan kaçmak için başka bir şehre gidiyordum.
Bana yaptıklarını unutamasam da kalbimin sesi nefretimi bastırıyordu.
Hem onu görmek istemiyordum hem de onu dinlemeden gitmek istemiyordum.
Bir yanda da babam vardı.
"Gelebilir miyim kızım?"
Annemin sesiyle pencereyi kapattım.
"Gel."
"Kızım nasılsın?"
"Nasıl olabilirim anne. Çok kötüyüm."
Huzur bulduğum kollarının arasına aldı beni. Gül kokusu güven veriyordu
"Üzülme kızım her şey düzelecek."
"İnşallah annem."
Beni yatağıma yatırdı. Üzerimi örttü. Yanımdan kalkıp valizi açtı.
"Sen uyu kızım. Ben elbiselerini toplarım."
Hafif doğrularak, "Anne, ben orda sensiz ne yapacağım."
"Merak etme kızım. Ben sık sık yanına gelirim. Dayanamam ki hasretine."
Annem elbiselerimi toplarken ben de uyumaya karar verdim.
Bugün yeteri kadar yorulmuştum.
Ertesi gün.
"Zehram hadi uyan."
Gözlerimi araladığım da her şeyin gerçek olduğunu hatırladım.
Oysa ki her şeyin kabus olmasını isterdim. Ve hayatıma kaldığım yerden devam etmeyi.
Ama her şey gerçek ve can yakıcıydı. Bunlarla baş etmeyi öğrenmem lazımdı.
Bu kadar güçsüz olduğum için kendime kızsam da kendimi toparlayacağıma inanıyordum.
"Tamam anne. Elbiselerimi giyip geliyorum."
Annemi gönderip hazırlanmaya başladım. Gözüm kapının ağzında duran valizlere takıldı.
Bir daha dönmeyecek gibi bütün eşyalarım toplanmıştı.
Derin bir nefes alıp 'Rabbim bana güç ver." diye dua ettim.
Odadan usulca çıkıp mutfağa yöneldim. Kahvaltı hazırdı.
Ve babam baş köşede gazetesini okuyordu.
"Gel anneciğim. Otur hadi.
"Yok anne. Ben aç değilim."
"O nasıl söz kuzum. O kadar yol gideceksin."
"Yok anne. Ben hazırım gitmek için babamı beklerim."
Annem ısrar etsede dinlemedim.
Zaten babam yüzüme bile bakmıyordu. Birden ayağa kalktı.
"Senin için taksi çağırayım." Deyip yanımdan sıyrılıp geçti.
Beni o bırakır sanmıştım. Ama bana belliki çok kızmıştı.
"Üzülme kızım. Bir kaç güne dayanamaz yanına gelir."
Beni teselli etmeye çalışırken kendisi dayanamayıp ağlamıştı.
"Annem yapma böyle. Halamın yanına gidiyorum.
Hem kendimi toplayınca döneceğim."
Sarılıp ağlarken kapıda korna sesi duyduk.
Babamın valizleri taşıdığını görünce annemle dışarı çıktık.
Taksici valizleri bagaja yetiştiriyordu. Sonra cebinden para çıkarıp taksiciye uzattı.
"Kızımı terminale bırakınca haber et oğlum."
Babam tanıyordu sanırım o adamı. Sonra bana dönüp, "Zehra, halana selam söyle.
Yolun açık olsun."
"Aleykum selam baba." Deyip eline uzandım. Ve öpmeye izin vermişti.
En azından beni affettiği için içim rahattı. Annemi de öpüp son bir kez etrafa bakındım.
Sonra taksiye bindim. Mahalleyi çıkana kadar anneme el salladım.
Ne kadar hayal kırıklığını yüklendim omzuma bilmiyordum.
Ne kadar göz yaşı, ne kadar acı, ne kadar nefret...
İçimde bir umut vardı, geleceğine dair. Ama yoktu. Gelmemişti.
Terminale gelince şoför valizleri indirdi. Küçük olanı elime aldım.
Diğerini sürerek götürüyordum. Bilete bakıp otobüsü buldum.
"Ankara 19.30 otobüsü bu mu beyefendi?"
"Evet hanımefendi. Valizlerinizi alayım. Yarım saate hareket edeceğiz."
"Teşekkür ederim."
Deyip arabaya bindim. Koltuk numaramı bulunca aşağıya indim.
Terminalin kantininde bir masaya oturdum. Bir poğaça ve vişne suyu almıştım.
Poğaçamı yerken omzuma bir el dokundu.
Gözlerimi yumdum. Sadece kalp atışlarım ve iç sesimi duyuyordum. Eğer Umut ise onu dinlemeden gitmeyecektim. Heyecanla elin sahibini görmek için gözümü açtım ve...
"Buğra! Senin ne işin var burada? Beni nasıl buldun?"
"Boşver bunları. Ne olur gitme!"
"Buğra, saçmaladığının farkında mısın?"
"Hayır Zehra. Ben gitmeden beni dinlemeni istiyorum."
Poğaçayı bırakıp ayağa kalktım. Önüme geçip engel oldu.
"Sana hislerimi anlatmam lazım."
"Buğra sen saçmalıyorsun. Ve ben seni dinlemeyeceğim.
Evli bir bayan olduğumu unutuyorsun."
"Hayır unutmadım. Her gün o adamla evli olduğun için kahroluyorum."
"Ben bu konuşmayı daha fazla dinlemek istemiyorum."
Arkama bakmadan yürüyordum. Ama o sözler beni engellemişti.
"Umut seni hala kandırıyor. Bak ben seni durdurmak için geldim ama o hala ortada yok.
Çünkü o şu an meşgul."
Son kelimeleri uzaklaştığım için yüksek sesle söylemişti. Ve beni durdurmaya yetmişti.
"Ne demek istiyorsun."
"Umut seni hiç sevmedi. Hala numara yapıyor.
Şu an sizin evinizde ama tek değil."
"Bana bunu ispat edebilir misin?"
"Evet. Ama ispat edersem benim seninle gelmeme izin vereceksin."
"Sadece gözlerimle görmek istiyorum."
"Peki gel o zaman."
Valizleri alıp Buğra'nın arabasına koyduk.
Otobüsün hareket etmesine on beş dakika vardı.
Bu saatten sonra hiç bir şekilde yetişemezdim.
Arka koltukta gidene kadar tırnaklarımı kemirmiştim.
Ya dedikleri doğruysa? Dün benim için sırılsıklam olmuştu.
Şimdi o evde başkasıyla mı? Hayır bu olamaz!
Siteye gelince arabadan indim. Hızlı adımlarla siteye girdim.
Asansöre binerken Buğra yetişti.
"Sakin ol Zehra."
Hala ona inanmıyordum. Umut bu kadarını yapmazdı.
Yapmazdı değil mi?
Asansörden inip kapının zilini çaldım. Açan yoktu.
Sonra sinirle kapıya vurmaya başladım.
"Aç kapıyı. Açın..."
Kapı açıldığında karşımda Umut vardı.
"Zehra."
"Evet, seni dinlemeye geldim."
"Şey, sonra konuşsak."
Diyince onu itip içeri girdim. Odalara tek tek bakıyordum.
"Nerde o kız?"
"Zehra dur!"
Odasının kapısını açmama izin vermedi.
"Ne oldu? Niye izin ver miyoraun?"
Kapıyı zorla açıp içeri girdim.
Ve o kız gülerek bana bakıyordu.
"Beni mi arıyordun Zehracığım."
"Sizden iğreniyorum."
Umut'a tokat atıp, Seda'nın da yüzüne tükürdüm.
"Beni götür burdan Buğra."....
Müəllif:Buet Emlik

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
480 500 495 500 517 494

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.